‎‎ ‎‎ ‎Umudun ve Gücün Kaynağı‎ ‎ ‎‎ ‎‎ ‎‎ ‎‎ ‎‎ ‎ ‎‎


Dünyaya, İnsanlara, Olaylara

MAVİ PENCERE

Necdet Ersoy

DOĞRU DÜŞÜNMEMİZİ ENGELLEYEN GÖLGELER ‎‎

‎ Düşünmek bizi diğer canlılardan ayıran en önemli özelliğimizdir. “düşünüyorum, öyleyse varım ” diyerek düşünme ‎yeteneğimizi varlık sebebimiz sayarız. Réne Descartes
Tanrının bize bahşettiği bu çok önemli ‎yeteneği acaba gerektiği gibi değerlendirebiliyor muyuz?
Düşünüp doğru sonuca ‎ulaşmaya çalışırken bizi etkileyen bir yığın unsurun farkında mıyız?
Işığımızı ‎kesen, gerçeği arayan bizlerin yolunu karartan bir takım gölgeler in etkisinden ‎kurtulabiliyor muyuz?
Bu sorulara olumlu cevap verebilmemiz ne yazık ki pek ‎mümkün değil. O halde bu gölgelerin neler olabileceğine bir bakalım:Düşünce ‎sistemimizi harekete geçirdiğimizde bizi etkileyen en önemli unsur kendi kimliğimizdir: Erkeksek, kadın Hakları konusuna bakışımız, kadınların ‎bakışının tam tersidir. Asla kendimizi onların yerine koyarak düşünemeyiz.
‎Gencizdir, yaşlıların bizi hiç anlamadığından yakınırız. Yaşlıysak, “Ben gençliği ‎bilirim, ya siz yaşlılığı bilir misiniz?” diye şarkı bile yazarız.
Bir kız yeterince ‎güzel değilse ona göre fiziğin önemi yoktur. Asıl güzellik insanin aklının içindedir.
‎Birinin patron, birinin işçi olduğu bir üretim alanında en sağlıklı çalışma ve üretim ‎tarzına ulaşabilmek için tek bir doğru olduğu halde, taraflar, konuya kendi işçi ve patron kimliklerinin ‎gölgesinde yaklaştıkları için, doğru fikre ulaşacaklarına greve veya lokavta ‎giderler.
Yabancı dil bilen üniversite hocaları, üniversitede eğitimin ‎geçerli bir yabancı dilde yapılmasını savunurken, yabanca dil bilmeyen hocalar ‎‎”Biz tercüman mı yetiştireceğiz yoksa doktor, mühendis mi?” diye karşı çıkarlar.
‎‎Bilgisayarı çok iyi kullanabilen bir yönetici, ‎kurumunda her Şeyi bilgisayar ortamına taşımaya çalışırken, bilgisayarın tuşuna ‎bile basamayan bir başkası bunu gereksiz görür, “Biz bu işleri hep Facit’le ‎yapardık” gibi komik bir ‎itirazda bulunur.
İnsanın donanımı veya konumu, bunlardan soyutlanarak ‎düşünebilmeyi ve doğruya ulaşmayı zorlaştırır.
İnsan aklının üzerindeki en ‎koyu gölge dinî inançlardır. Aynı tanrının ‎farklı dinlerine iman etmiş insanlar, birkaç bin yıldır neden birbirlerinin kanını ‎döker dururlar? Bu gün bile en liberal ülkelerin anlı şanlı yöneticileri, ihtilaflara ‎çözüm üretirken din gölgesinden kurtulamazlar. Dünyanın en güncel ihtilaflarının ‎temelinde ekonomi vardır mutlaka ama, dinin gölgesi asıl ihtilafı din çatışması ‎haline dönüştürmektedir. İnsan, doğru düşünceyi üretmeye çalışırken ne yazık ki ‎kendini bu koyu gölgenin etkisinden kurtaramaz. Asırlardır insanlar bazı ideolojilerin peşine takılıp gitmişlerdir. İdeolojileri, ‎eğilip bükülmeyen dogmalar haline getirip, karşı fikirleri tartışmasız reddetmek, ‎insanlığa yakın tarihimizde ne büyük acılar çektirmiştir.
Oysa bir çok büyük ‎düşünürün bile, bir dönem peşinden koştuğu bir ideolojiyi terk edip, tam aksi bir ‎fikre yöneldiğini görüyoruz. Demek ki düşünme yetenekleri gelişmiş, düşünceleri ‎hiçbir Şeyin etkisinde kalmaması gereken bu yetkin düşünürler bile gölgelerden ‎kendilerini koruyamıyorlar.
Bir çok ünlü sanatçı, yazar, ideolojilerini sanatın ‎önüne koyduklarında etkinlikleri ve sanatın güzelliği gölgelenir. Bu sanatçılar ve ‎edebiyatçılar çok daha geniş kesimlere ulaşabilecekleri halde, sadece kendi ‎yoldaşları veya dava arkadaşları tarafından okunmak ve izlenmek gibi dar bir ‎kulvara kendilerini hapsederler. Vermeye çalıştıkları mesajlar, yaymaya ‎uğraştıkları fikirler, hep o ideolojinin gölgesinde ve etkisinde kalır ve evrensel ‎olabilecekleri halde ya bölgesel ya da yüzeysel olmaya mahkum olurlar.
Genel hüsnükabuller, ulusallaşmış sevgiler, şöyle veya böyle vurulmuş ‎damgalar bizi tek istikamette düşünmeye şartlandırır. Mevlana_Cealaleddin-i_RumiMevlana hakkında ‎ne düşünürüz? Olumsuz tek ‎bir şey düşünmeyiz. Hatta onu Hazreti Mevlana diye anar, hazret zırhına ‎sokarız. Mevlana ve diğer erenlerin yazdıklarını, söylediklerini, yaptıklarını hiç ‎irdelemeden en güzel örnekler diye ortaya sereriz.
Peki nerede bu tezin ‎antitezi! Paradoks gibi gelse de, biri çıkıp “Bu mistikleri bu milletin başına kim ‎musallat etti?” dese, çıkacak tartışma, bazı bulutların, gölgelerin dağılmasını, ‎biraz daha aydınlığa çıkılmasını sağlayarak, gözden kaçmış ayrıntıların fark ‎edilmesi sonucunu doğurmaz mi? Hem, tezimizde sağlamsak bir antitezle birlikte ‎tartılıp ne kadar ağır olduğumuzu kanıtlamış olmaz mıyız? Biz insanlar özellikle ‎sanatçılara ve devlet adamlarına bazı damgalar ‎‎vururuz ya da vurulmuş damgaları tartışmasız kabul ‎ederiz. Artık o insanların gerçek ‎kimlikleri önemini yitirir ve biz onları sadece o damgalarıyla birlikte ‎değerlendiririz. Nazım_Hikmet Necip_Fazıl Mesela ünlü Şairlerimiz Necip Fazıl ve Nazım Hikmet’in ‎alınlarındaki damgalar neyin nesidir? Sadece bu damgalar yüzünden bahsini ‎ettiğimiz bu şairlerin birini severek okuduğu halde diğerinin tek bir şiirini bile ‎bilmeyen çoktur.

Hitlerveya Mussolinin alınlarındaki kanlı faşist damgalarını ‎görmezden gelerek tarafsız bir gözle onları yeniden değerlendirebilir miyiz? Özgürlük savaşçısı olarak bildiğimiz ‎halk kahramanları, gerçekten halklarına mutluluk ve refah sağlayabilmişler midir? ‎Yoksa kendileri için oluşturdukları karizma dışında sonuç sadece kan ve gözyaşı ‎midir?
Doğru cevaplar ne yazık ki bazı gölgelerin altındadır.Hitler_ve_Mussolini
En güzel bayrak bizim bayrağımızdir. Evrensel ‎estetik kurallar bir yana milli duygularımız bizi böyle düşünmeye sevk eder.
‎‎Bizim takım çok iyi oynadığı halde hakem ‎hataları yüzünden kazanamaz. Penaltı verilen pozisyon bir taraftara göre yüzde ‎yüz haklı, diğer taraftara göre hakem faciasidir.
Ulusallaşan sevgiler ‎‎ ve fanatikleşen taraftarlık ‎bizim salim düşünmemizi gölgeler.
Geçmişte olmuş ‎olayların yarattığı sendromlar bizim bir yerlere bağlanıp kalmamıza ‎sebep olur. Aklımızı oradan kurtaramayız. Savaş, işgal ve soykırım olaylarının ‎yarattığı sendromlardan ne ülkeler ne insanlar kurtulabilmektedir. Yeni ‎cumhuriyetimiz uzun süre kapitülasyon sendromu yaşamıştır. Ermeniler bunca yıl geçmiş olmasana rağmen sözde bir ‎soykırım kurgusunun önünde yuvarlanıp gitmektedirler. Oysa yakın geçmişte ‎birbirlerine büyük zararlar vermiş Amerika ile Japonya , Fransa ile Almanya bu ‎sendromları aşmış birbirlerine ekonomik partner olmuşlardır.
Doğru ‎düşünmek için bilgilerimizden yararlandığımız ‎halde bazen de ‎bilgilerimizin gölgesinde kalırız. Zararlı bakterilere benzeyen bu bilgiler, bizim ‎aklımızı içten içe kemirir. Bilmiyorum Şu küçük hikaye meramımı anlatmaya ‎yararlı olur mu:

Bir Hıristiyan genç ile bir Yahudi genç çok iyi ‎arkadaşmışlar. Bir gün Hıristiyan olan, Yahudi olan arkadaşını dövmeye başlamış. ‎Şaşkına dönen Yahudi, sebebini sorduğunda arkadaşı;
“siz bizim peygamberimizi ‎çarmıha germişsiniz” demiş. Yahudi
“ama o 2000 yıl önceydi” deyince,
“Olsun ben ‎yeni öğrendim” demiş diğeri.
Bir de kendimle ilgili bir örnek vermek ‎istiyorum:

Ben Egeliyim, ‎Aydin’lıyım. Okuyup öğrendiklerim bir yana kurtuluş savaşı öncesi gerçekleşen ‎Yunan işgali ile ilgili olarak büyüklerimden dinlediğim hikayeler beni öyle ‎etkilemiş ki ben asla bir Yunan adasına veya Yunanistan’ın herhangi bir yerine ‎gitmem. Benim yurdumu işgal etmiş insanların ülkesini ziyaret edip onlara bir ‎yararım dokunmasını istemem. Tavernalarda çalınan Yunan müziklerinden rahatsız ‎olurum. IŞIĞI üzerime tutuyorum, üzerimdeki gölgelerin farkına ‎varıyorum, ama gölgeleri dağıtamıyorum . Bir türlü olaya karşı tarafın gözüyle ‎bakamıyorum. Ama bu konuda gayret gösteriyorum ve sanırım bir gün bu ‎gölgelerden kurtulacağım.
Uzmanlık alanlarımız ‎ve mesleklerimizin de bizi gölgelediği olur. Hepimizin öyle veya böyle ‎bir mesleği vardır. Bir konuyu değerlendirirken mesleğimiz de bizi gölgeler. Bir ‎askere göre öncelikle işin savunma ve güvenlik yönü düşünülmelidir. İşin ekonomisi ‎kolaylıkla göz ardı edilebilir. Bir hukukçu için adalet bütçeden en büyük payı ‎almalıdır. Mühendis Mühendisler için yatırım ve kalkınma ön plandadır. Fukaralıkta ne ‎savunma olur ne adalet çalışır ve anayasalar arada bir delinse de bir şey olmaz. Doktor ‎Doktorlar önce sağlık, eğitimciler önce okul der. Hasılı neyimiz varsa onun bir ‎gölgesi var ve bizi etkiler. Gölgeler ve ‎örnekler çoğaltılabilir.

Bu durumda gerçeğe ulaşmamızı engelleyen gölgelerden ‎nasıl kurtulacağız.

MühendisGüneşi görmek istiyorsan ‎gölgeden çık” demiş Konfiçyüs.
İyi güzel de insan aklının ‎üstündeki gölgeler ağaç gölgesi gibi değil ki birkaç adim atarak kurtulalım. Bu ‎gölgeler benliğimize işlemiş, biz nereye gidersek gidelim bizi izliyor.

Çare kendini bilmek, üstümüzdeki, içimizdeki gölgeleri de bilmektir. ‎Kendimizi bilmek için üzerimize tutacağımız bir ışığa ama gölge yaratmayan bir ‎ışığa ihtiyacımız var.
‎Aklımızı ve düşüncelerimizi, bu gölgesi olmayan ışık sayesinde gölgelerden ‎kurtaracağız.

MaviPencere Başsayfa


3Sutun Başsayfa