Hümanist kültüre açılan küçük bir pencere


OKUMALIK
Eski Yeni Şairlerden Üçer Şiir
Benim gözlerim yeşildir, evet evet, onun gözleri kara; Ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara.
Gerçek söylemeyince sanki yok.
Herkes gibi olmak, olmamak gibi bir şey.
Ben bir köprü parmaklığına dayalı bekliyorum. Gelip bu köprüden geçersin diye bekliyorum
SEZAİ KARAKOÇ

BAŞ SAYFA  YAZILAR  MAVİPENCERE   GÖZLEMEVİ   ARKABAHÇE   IŞIKLIYOL
                 Alıntılık      Belgelik   Yarenlik   Okumalık ‎   Bakmalık   Gezinmelik

BALKON

Çocuk düşerse ölür çünkü balkon
Ölümün cesur körfezidir evlerde
Yüzünde son gülümseme kaybolurken Çocukların
Anneler anneler elleri balkonların demirinde

İçimde ve evlerde balkon
Bir tabut kadar yer tutar
Çamaşırlarınızı asarsınız hazır kefen
Şezlongunuza uzanın ölü

Gelecek zamanlarda
Ölüleri balkonlara gömecekler
İnsan rahat etmeyecek
Öldükten sonra da

Bana sormayın böyle nereye
>Koşa koşa gidiyorum
Alnından öpmeye gidiyorum
Evleri balkonsuz yapan mimarların

ANNELER VE ÇOCUKLAR

Anne ölünce çocuk
Bahçenin en yalnız köşesinde
Elinde bir siyah çubuk
Ağzında küçük bir leke

Çocuk öldü mü güneş
Simsiyah görünür gözüne
Elinde bir ip nereye
Bilmez bağlayacağını anne

Kaçar herkesten
Durmaz bir yerde
Anne ölünce çocuk
Çocuk ölünce anne

KAR ŞİİRİ

Karın yağdığını görünce
Kar tutan toprağı anlayacaksın
Toprakta bir karış karı görünce
Kar içinde yanan karı anlayacaksın

Allah kar gibi gökten yağınca
Karlar sıcak sıcak saçlarına değince
Başını önüne eğince
Benim bu şiirimi anlayacaksın

Bu adam o adam gelip gider
Senin ellerinde rüyam gelip gider
Her affın içinde bir intikam gelip gider
Bu şiirimi anlayınca beni anlayacaksın

Ben bu şiiri yazdım aşkın çeşidi
Öyle kar yağdı ki elim üşüdü
Ruhum seni düşününce ışıdı
Her şeyi beni anlayınca anlayacaksın

Mona Roza

,
Mona Roza, siyah güller, ak güller,
‎ Geyvenin gülleri ve beyaz yatak,
‎ Kanadı kırık kuş merhamet ister,
‎ Ah, senin yüzünden kana batacak,
‎ Mona Roza siyah güller, ak güller,

‎ Ulur aya karşı kirli çakallar,
‎ Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa,
‎ Mona Roza, bugün bende bir hal var,
‎ Yağmur iğri iğri düşer toprağa,
‎ Ulur aya karşı kirli çakallar,

‎ Açma pencereni perdeleri çek,
‎ Mona Roza seni görmemeliyim,
‎ Bir bakışın ölmem için yetecek,
‎ Anla Mona Roza, ben bir deliyim,
‎ Açma pencereni perdeleri çek...,

‎ Zeytin ağaçları söğüt gölgesi,
‎ Bende çıkar güneş aydınlığa,
‎ Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi,
‎ Seni hatırlatıyor her zaman bana,
‎ Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi,

‎ Zambaklar en ıssız yerlerde açar,
‎ Ve vardır her vahşi çiçekte gurur,
‎ Bir mumun ardında bekleyen rüzgar,
‎ Işıksız ruhumu sallar da durur,
‎ Zambaklar en ıssız yerlerde açar,

‎ Ellerin, ellerin ve parmakların,
‎ Bir nar çiçeğini eziyor gibi,
‎ Ellerinden belli oluyor bir kadın,
‎ Denizin dibinde geziyor gibi,
‎ Ellerin, ellerin ve parmakların,

‎ Zaman ne de çabuk geçiyor Mona,
‎ Saat onikidir söndü lambalar,
‎ Uyu da turnalar girsin rüyana,
‎ Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar,
‎ Zaman ne de çabuk geçiyor Mona,

‎ Akşamları gelir incir kuşları,
‎ Konar bahçenin incirlerine,
‎ Kiminin rengi ak, kimisi sarı,
‎ Ahh! beni vursalar bir kuş yerine,
‎ Akşamları gelir incir kuşları,

‎ Ki ben Mona Roza bulurum seni,
‎ İncir kuşlarının bakışlarında,
‎ Hayatla doldurur bu boş yelkeni,
‎ O masum bakışlar su kenarında,
‎ Ki ben Mona Roza bulurum seni,

‎ Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza,
‎ Henüz dinlemedin benden türküler,
‎ Benim aşkım uymaz öyle her saza,
‎ En güzel şarkıyı bir kurşun söyler,
‎ Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza,

‎ Artık inan bana muhacir kızı,
‎ Dinle ve kabul et itirafımı,
‎ Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı,
‎ Alev alev sardı her tarafımı,
‎ Artık inan bana muhacir kızı,

‎ Yağmurlardan sonra büyürmüş başak,
‎ Meyvalar sabırla olgunlaşırmış,
‎ Bir gün gözlerimin ta içine bak,
‎ Anlarsın ölüler niçin yaşarmış,
‎ Yağmurlardan sonra büyürmüş başak,

‎ Altın bilezikler o kokulu ten,
‎ Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne,
‎ Bir tüy ki can verir bir gülümsesen,
‎ Bir tüy ki kapalı gece ve güne,
‎ Altın bilezikler o kokulu ten,

‎ Mona Roza siyah güller, ak güller,
‎ Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak,
‎ Kanadı kırık kuş merhamet ister,
‎ Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!,
‎ Mona Roza siyah güller, ak güller

SÜRGÜN ÜLKEDEN
BAŞKENTLER BAŞKENTİNE

Senin kalbinden sürgün oldum ilkin,
‎ Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği,
‎ Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında,
‎ Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim,
‎ Af dilemeye geldim affa layık olmasam da,
‎ Uzatma dünya sürgünümü benim,
‎ Güneşi bahardan koparıp,
‎ Aşkın bu en onulmazından koparıp,
‎ Bir tuz bulutu gibi,
‎ Savuran yüreğime,
‎ Ah uzatma dünya sürgünümü benim,
‎ Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil,
‎ Ayaklarımdan belli,
‎ Lambalar eğri,
‎ Aynalar akrep meleği,
‎ Zaman çarpılmış atın son hayali,
‎ Ev miras değil mirasın hayaleti,
‎ Ey gönlümün doğurduğu,
‎ Büyüttüğü emzirdiği,
‎ Kuş tüyünden,
‎ Ve kuş sütünden,
‎ Geceler ve gündüzlerde,
‎ İnsanlığa anıt gibi yükselttiği,
‎ Sevgili,
‎ En sevgili,
‎ Ey sevgili,
‎ Uzatma dünya sürgünümü benim,,

‎ Bütün şiirlerde söylediğim sensin,
‎ Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin,
‎ Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome'nin Belkıs'ın,
‎ Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin,
‎ Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için,
‎ Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini,
‎ Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini,
‎ Ey gönüllerin en yumuşağı en derini,
‎ Sevgili,
‎ En sevgili,
‎ Ey sevgili,
‎ Uzatma dünya sürgünümü benim,,

‎ Yıllar geçti saban olumsuz iz bıraktı toprakta,
‎ Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında,
‎ Çatı katlarında bodrum katlarında,
‎ Gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba,
‎ Hep Kanlıca'da Emirgan'da,
‎ Kandilli'nin kurşuni şafaklarında,
‎ Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında,
‎ Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında,
‎ Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim,
‎ Af dilemeye geldim affa layık olmasam da,
‎ Ey çağdaş Kudüs (Meryem),
‎ Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha),
‎ Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi,
‎ Sevgili,
‎ En sevgili,
‎ Ey sevgili,
‎ Uzatma dünya sürgünümü benim,,

‎ Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında,
‎ Köle gibi satıldım pazarlar pazarında,
‎ Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında,
‎ Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında,
‎ Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında,
‎ Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda,
‎ Verilmemiş hesapların korkusuyla,
‎ Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim,
‎ Af dilemeye geldim affa layık olmasam da,
‎ Sevgili,
‎ En sevgili,
‎ Ey sevgili,
‎ Uzatma dünya sürgünümü benim,,

‎ Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır,
‎ Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır,
‎ Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır,
‎ Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır,
‎ Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır,
‎ O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır,
‎ Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır,
‎ Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır,
‎ Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır,
‎ Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır,
‎ Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır,
‎ Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır,
‎ Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır,
‎ Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır,
‎ Sevgili,
‎ En sevgili,
‎ Ey sevgili ‎