BAŞ SAYFA  Makaleler  Görüşler   Bilgiler   Belgeler   Yarenlik   Şiirler
<

Limon ve Felsefe – Cengiz Gürsu

AMAÇ ve YÖNTEM

Felsefe disiplini hemen her entelektüel zeminde ilgi çeken bir konudur. Ancak ilgi görmesi kolayca içselleştirilebileceği anlamına gelmemektedir. Felsefenin içselleştirilmesinin gerekip gerekmediği ayrı bir konu olmakla birlikte, Felsefenin bir disiplin olarak diğer sosyal disiplin ve bilimler karşısında (ve içinde) nasıl bir konumda olduğu, hangi kaygıları taşıdığı, vizyonunda neler bulunduğu, kısacası toplumsal yaşantının neresinde, nasıl popülerleşebildiği hakkında makul seviyede bilgi sahibi olmak da bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır.
Sosyal disiplin ve bilimlere yeteri kadar aşina olmayanların da bulunduğu ortamlarda Felsefenin bizzat felsefi boyutlarda dile getirilmesi ya da tezekkür edilmesi çoğu zaman verimli sonuçlar doğurmamaktadır. Dinleyicileri ve katılımcıları Felsefe müzakerelerinin olası kasvetinden uzak tutabilmek için bu çalışmada Felsefe limon üzerinden betimlenmeye çalışılmıştır. Felsefenin limon üzerinden betimlenmesinin nedenleri ise zaten sununun gidişatı içinde kendini gösterecektir. Sunu için öngörülen zaman göz önüne alınarak anlatım Limona Dair başlıklı bölüm ile sınırlı tutulmuştur. Bu bölüm konuşma isterleri doğrultusunda tasarlandığı için bir makale ya da konferans metni formatına aykırı bulunabilir. Sununun Limondan Felsefeye başlıklı bölümü ise, dinleyicilerin de soru sorabilmelerinin ve katılımlarının sağlanabilmesi amacıyla düzenlenmiştir. Bu bölümde Felsefe kavramsal platformda ele alınacağından, dinleyicilerin ilgi ve katılımının konunun kıvam ve hacmini belirlemesi amaçlanmıştır. Felsefece Sorular ve Sonsöz başlıklı son bölümde yine sofra sohbetinde üzakere edilebilecek güncel sorulardan bazıları işaret edilmiştir

LİMON’a DAİR

LİMON’dan FELSEFE’ye


[A] Bertrand_Russel Eğer güneşin ışıkları bir şeyin içerisine hapsolu nabilseydi bu şey limon olurdu denir. limon kimilerine de Akdeniz ambiyansını yayan güneşli bir iklimi, yani aydınlığı çağrıştırır. Özellikle soğuk, bulutlu ve kasvetli bir atmosferin neredeyse yılın tamamına egemen olduğu Kuzey ülkelerindeki insanlar için güneş ve dolayısıyla aydınlık bir özlem haline gelmiştir.
[A]Felsefe nin başlangıç noktası, hatta tözü bilgidir. Felsefe disiplini bilgiyi sorgular, tartışır. İnsanın içinde bulunduğu en geniş mekanın yani uygarlığın (makro kültür) her boyutunun sorgulanması filozofun ana meşgalesi olmuştur. Hatta Bertrand Russel Aristo’ya göre Felsefe ile bilim aynı idi. Zamanla bilim ondan koptu biçiminde bir yorum yaparak Antik Çağ’da Felsefe ile bilimin örtüştürüldüğünü savlamaktadır. Kant ise Felsefe , bilgelik yolunda bir çabadır tespitini yapmaktadır. Kısacası Felsefe niçini açıklamaya çalışır. Böylece bilinmeyene ışık tutmaya, insanı aydınlatmaya yönelik sürekli bir çaba içindedir.

[B] Limon un coğrafi çıkış noktası kesin olarak belirlenememekle birlikte 4000 yıl önce Güney Asya’da yetiştirildiğine ilişkin genel bir kanaat oluşmuştur. limon , Güney Asya’dan Çin ve Arabistan topraklarına ve giderek Roma İmparatorluğu coğrafyasına yayılmıştır.
[B] Felsefe Asya kökenli bir disiplindir. Sosyal bilimciler Felsefe nin ortaya çıkışında beş büyük bilgeye işaret ederler. Asya’nın güneyine tekabül eden farklı coğrafyalarında yaşamış olan bu beş büyük bilge; Zerdüş<:/b> (M.Ö. 628-551), Thales< (M.Ö. 625-547), Konfüçyus (M.Ö. 551-479), Lao-Çu (6.y.y.) ve Gautama Buddha (M.Ö. 563-483) olarak sıralanır. Beş büyük bilgenin aynı dönemlerde yaşamış olmasının tesadüf olduğu düşünülemez. M.Ö. 5. ve 6. yüzyıllar; şehirlerin kurulmaya başlandığı, tarımsal faaliyetin iktisadi yapıda önemli bir role kavuştuğu, köle emeği sayesinde kimilerinin düşünce üretmeye zaman ayırabildiği, ticaret sayesinde bilgi alışverişinin hızlandığı özel bir tarihsel sürece denk gelmektedir. Ayrıca bu bağlamda belli bir filozof ismi telaffuz etmek zor da olsa kendine özgü maneviyat sistematiği ile ezoterik Mısır’ın kadim tefekkürü de Felsefe tarihi sahnesinde rol almıştır. Felsefe , Güney Asya’dan Mezopotamya’ya ve Anadolu’ya, Akdeniz yoluyla da Antik Yunan ve Antik Roma coğrafyasına yayılmıştır.

. [C] Kuzey Avrupa ülkeleri limon ile ancak Haçlı Seferleri sonucunda tanışabilmişlerdir. İngiltere’de ise limon , Ortaçağ’da artık bilinmekteydi
[C] Ortadoğu bilginin temerküz ettiği bir bölgedir. Güney Asya’nın (Med/Pers-Hint) düşünsel birikimi Mezopotamya’da harmanlanmış ve Kudüs zamanla adeta bir maneviyat ve tefekkür merkezi haline gelmiştir. Kuzey ve Orta Avrupa’dan buraya gelen Hıristiyanlar (Haçlılar) Kudüs’te sadece tanımadıkları kadim Hıristiyanlıkla değil aynı zamanda Kabala ve Batıni İslam ile de tanışmışlardır. Bu yeni tanışıklıklarının kendilerinde yarattığı sentezleri Avrupa’ya taşımamaları düşünülemezdi.



[D] Limon un yaşamsal yani hayat kurtarıcı özelliğinin keşfi için ise uzun deniz seyahatleri döneminin gelmesi gerekmiştir .


[D]Kant, Felsefenin;Neyi bilebilirim? Ne yapmam gerekir? ve Neyi ümit edebilirim? sorularına cevap aradığını ifade eder. İşte bu bağlamda Felsefe insanın bitmez tükenmez merakları ile uğraşmak durumundadır. Merak etmek sorgulamayı, sorgulamak ise düşünme etkinliğini gerektirir. Okyanusları, yeni ülkeleri keşfetmek büyük projelerdir ve bu girişimler cesaret kadar fikrî arka planı da gerektirir. Çünkü bu tür büyük girişimler eskinin ya da mevcudun ezberinin bozulması na yöneliktir. Böylesine girişimlerin bilgi ye başvurulmaksızın başarılı olma şansları yoktur. Yeni ufuklar açmak yolunda yürüyenlerin ihtiyaç duyacakları arka planı Felsefe olarak adlandırmak yanlış olmayacaktır. Örneğin, yakın geçmişin en büyük toplumsal değişimlerinden biri olan Sanayileşme (Sanayi Devrimi )nin tamamlayıcısı olan öge Aydınlanma ’dır (Aydınlanma Felsefesi). Aydınlanma Felsefesi, Sanayi Devrimi’nin hem arka planını oluşturmuş, hem de onunla koşut olarak evrilmiştir. İşte eskinin ezberinin bozulması ya da yeni paradigma yani, bilgi nin göklerden yeryüzüne indirilmesi Kant ’ın veciz bir şekilde ifade ettiği merak etmek – sorgulamak – düşünce üretmek dinamizminin bir sonucudur.

. [E ]
Amerika’nın keşfinden sonra Avrupa’nın güçlü ülkelerinin askeri ve ticari filoları okyanuslarda aylarca süren seferlere çıkmışlardır. Bu uzun deniz seferleri esnasında denizcilerin beden ve yüzlerinde yaralar çıkması suretiyle ızdıraplı bir şekilde öldükleri görülmüştür. 1600-1800 yılları arasında yapılan seferlerde bir milyona yakın denizcinin ölümüne neden olan bu hastalık C vitamini yoksunluğundan kaynaklanmaktaydı (Üskorpit ). Dr. James Lind tarafından yapılan araştırmalar sonucunda bu hastalığın tedavisinde limon un kullanılması gerekliliği ortaya çıkınca limon uzun deniz seferlerinin adeta bir vazgeçilmezi haline gelmiştir. Sözü edilen yüzyıllarda köle ticaretinin de ekonomik dinamizmin önemli bir unsuru olduğu anımsanırsa, gemilerle taşınan kölelerin yaşamlarının da en az denizcilerin yaşamları kadar önemli olduğu kolayca anlaşılabilir. Uzun süren deniz seferlerinde bir başka ilginç durum saptanmıştır. Herhangi bir nedenle açlığın baş gösterdiği uzun seferlerde gemilerdeki fareleri yiyerek hayatta kalabilen denizcilerin üskorpit hastalığına yakalanmadığı görülmüştür. Bu ilginç tespitin sonrasında denizciler o zamanlarda dahi insanlara ve ürünlere zararlı oldukları bilinen farelere dokunmamaya, onları öldürmemeye gayret göstermişlerdir. Daha sonraları anlaşılmıştır ki; fareler genetik olarak C vitamini depolayabilen hayvanlardır ve haliyle limon un bir tür alternatifini oluşturmuşlardır
[E] Felsefe yi bir an için bir iç deniz olarak düşünelim. Bu iç deniz de Karadeniz olsun. Bilindiği gibi Karadeniz Dinyeper , Dinyester , Don , Tuna , Sakarya , Kızılırmak gibi çeşitli nehirlerle beslenmektedir. Her bir nehir değişik kaynakdan, farklı coğrafyadan doğup akmaktadır. Bu nehirlerin taşıdıkları ise, haliyle coğrafyalarının doğasının mevcutlarına ait olacaktır. Yani her birinin Karadeniz ’e taşıdığı canlı, cansız birikim farklılıklar gösterecek, ayrıca, coğrafyalarının aldığı yağış miktarı ile orantılı debilere de sahip olacaklardır. Hatta kimileri zaman zaman, kimileri de uzun bir süre kuruyabilecektir. Kısacası, bir iç deniz olarak Karadeniz’in yapısı, bileşimi ve de kaderi kendisine dökülen akarsular tarafından belirlenmek durumundadır. İşte Felsefe de tıpkı Karadeniz gibidir. Şöyle ki, Felsefe nin yapısını, bileşimini ve kaderini; müsbet bilimler, sosyal bilimler, tarih, mitoloji, metafizik, din ve mistisizm ve Felsefe nin tarihi akarsuları belirler. Burada Felsefe tarihine özellikle dikkat etmek gerekir. Felsefe tarihi akarsuyunu Felsefe denizinde delta oluşturan bir akarsu olarak düşünmek gerekir. Her deltada görülen tipik özellik Felsefe tarihinin yarattığı deltada da görülür. Bu da oluşan delta ile denizin birbirinden kolay kolay ayırt edilememesidir. Yani Felsefe nin en büyük bölümünü kendi tarihi oluşturur ki, bu da kimi zaman Felsefe nin diğer disiplin ve bilimlerle arasına kara kedi girmesine neden olur. Felsefe denizine dökülen akarsuların debisindeki farklılıklar Felsefe nin konusunun sürgit aynı olmasını engeller. Tarihsel süreçler içinde bazen bir, bazen iki, bazen daha fazla akarsu başat olabilir. Russel ’in Aristo ’ya atfen ifade ettiği gibi Antik Çağ ’ın başlarında nasıl Felsefe ile bilim özdeşleşmişse, sonraları da Orta Çağ’da Felsefe ile din/metafizik özdeşleşmiştir. Bu özdeşleşmelerin insanlık için ne denli hayırlı olup olmadığı Felsefe nin sınırlarını dahi zorlayabilecek hassas bir konudur. Ancak şu söylenebilir ki; Felsefe kendini besleyen herhangi bir akarsunun hakimiyeti altına girebilir, tamamen onun özelliklerine de bürünebilir. Dolayısı ile özgün karakterini yitirmesine rağmen kendisine dökülen herhangi bir (birkaç) akarsu adeta Felsefe nin bir alternatifi gibi işlevselleşebilir.

.[F]limon un tayınlarında sürekli yer alması denizcilerin imajını da etkilemiş olsa gerek ki, (belki sürekli suratlarını buruşturup duruyorlardı!) o zamanlarda İngiliz denizcilerine limon i herifler lakabı takılmıştır
[F] Filozoflar toplumun her kesimi tarafından baş tacı edilmezler. Felsefe nin karmaşık, anlaşılması zor hatta kasvetli içeriği filozofların da kimilerince sevimsiz insanlar olarak algılanmalarına neden olmuştur.

[G] Uzun deniz seferlerinin sonucunda Amerika kıtasının keşfi Avrupa’nın bir çok yeni gıda türü ile tanışmasına neden olmuş ve bu gıdalar zaman içinde Avrupalılar için temel gıda maddeleri haline gelmiştir. Örneğin; patates, domates, tütün, mısır, kakao, ve benzerleri. limon ise, eski Dünya’nın bir ürünü olarak Kolomb tarafından Amerika kıtasına taşınmıştır
[G] Amerika kıtasının keşfinden sonra bu kıtada (özellikle Kuzey Amerika’da) yaşanan dinamizm Avrupa ve Asya kıtalarındaki sosyo-politik süreçlere çok şeyler katmıştır. Özellikle Amerikan Bağımsızlık Savaşı , Avrupa ve Asya’daki çoğu sosyo-politik hareketliliklerde esin kaynağı teşkil etmiş ve bir anlamda ulusal bağımsızlığın (istiklal mücadelesinin) kaynağını oluşturmuştur. Ancak şurası unutulmamalıdır ki; eski Dünya’nın tüm kültürel müktesebatı da (felsefi birikimi) 16.yüzyıldan itibaren Amerika’ya taşınmış bulunmaktaydı.

[H] Ortaçağ ve hemen akabinde limon , aristokratların da yakın ilgi alanı içindedir. limon çiçeğinin güzelliği dolayısıyla limon ağacı dikip yetiştirmek neredeyse aristokratik bir gereklilik haline gelmiştir. Limon ağaçlarını kuzeyin soğuk ikliminden, sert rüzgarlarından korumak için gerekli önlemleri almak uğruna yüklü masrafları göze almak, aristokratlar için yadırganmayacak bir davranış biçimi olmuştur.
[H] Otorite (krallar, aristokrasi, yönetenler) mümkün olduğunca filozofların ya da bilgelerin yakınlarında bulunmalarını tercih etmiştir. Antik Yunan ’da sofistler aristokratlara akıl hocalığı yapmışlar, Antik Roma ’da ise asil olmayan filozof ve bilgeler senatör olarak görevlendirilip, kendilerinden istifade yoluna gidilmiştir. Ayrıca, filozof ve bilgelerin güçlünün yakınında olması doğaldır çünkü filozof ya da bilge doğası icabı yaşadığı toplumda bir çok kişi ya da kurumu karşısına almak durumunda kalacaktır. Bu bakımdan kendisinden istifade edilmesi isteniyorsa güçlü (otorite) tarafından korunma altına alınması bir zorunluluktur. Örneğin, Aristo, Kral Filip ve Büyük İskender ’in danışmanlığını yapmış, ünlü hatip Cicero ise senatör olarak Roma Senatosu ’nun bir çok kararında etkili olmuştur. Daha sonraki tarihsel süreçlerde de durum değişmemiş örneğin; Bacon İngiliz Sarayı ’nın vazgeçilmez danışmanlarından biri olmuş, Rus Çar ve Çariçe’leri Avrupa’nın bir çok filozof ve bilgesi ile dostluklar tesis ederek fikir alışverişi yapmışlardır.

[I]Burada yeri gelmişken, Fransız Kralı ünlü IVX. Lui ’den de söz etmek gerekir. IVX.Lui , öğünlerinde yer alan salatasının üzerinden limon dilimlerini hiçbir zaman eksik etmezdi. Bunun nedeni de olası lanetlere karşı limon un bir tedbir olarak öngörülmesiydi. 14.Lui ’nin 77 yaşında öldüğünü ve 72 yıl krallık yaptığını da belirtmeden geçmemek gerekir!
[I] Felsefe denizini besleyen akarsulara değinirken metafizik ve mistisizm nehirlerini de sıralamıştık. Kehanet , fal , büyü (kara büyü) gibi kategoriler kuşkusuz metafizik ve mistik unsurlardır. Tarihin kimi dönemlerinde Felsefe nin başat belirleyicisinin okült kavramlar olduğu görülebilmektedir.

.[J]Tarih sahnesinde böylesine roller alan limon , bugünün Dünya’sında da özgün bir konuma sahiptir. Genetiği çözülerek etkileri, yararları tıbben tespit ve tescil edilen limon a acaba alternatif tıp nasıl bakmaktadır? Alternatif tıbba göre, limon iradenin gıdası sayılmaktadır.














Böylece özgüveni sağlayıcı, bünyeyi ve zihni dinçleştirici ve gücü artırıcı bir gıda niteliğindedir. Yine limon yaratıcı enerji ye kaynak sağlar. Yani yaşamın üretilmesine katkıda bulunur, yeni projelerin yaratılması için vazgeçilmez bir besindir. Alternatif tıp limon un anti-bakteriyel özelliğini ön plana çıkarmakta, limon yağının da anti-depresan olarak konsantrasyonun sağlanmasındaki önemli etkilerine işaret etmektedir. limon ayrıca dokuların ve kanın yenilenmesi için de hararetle tavsiye edilir. Tüm bu özelliklerinden dolayı mükemmeliyetçi bir tarzı olanların ve yine yaratıcılığa dayalı bir mesleği olanların limon aroma terapisine sık sık başvurdukları görülmektedir














[J] Felsefe salt tarihsel süreç içinde cereyan eden makro dinamizmlerin çözümlenmesinden ibaret değildir. İnsan aklının bir tezahürü olan Felsefe insan odaklı, insanı çözümleyen ve sorgulayan bir genetiğe de sahiptir. İnsanın kendini ve bu anlamda maneviyatını sorgulaması insan- Felsefe tümleşmesi bağlamında insanı derin bir tefekkür alemine de sürükleyebilmiştir. Felsefi planda insanın kişisel kurtuluşu bilgelik, kemalat düzlemlerinde aranabildiği gibi dinsel platformdaki maneviyatın öngördüklerinde de aranabilmiştir. Örneğin, ezoterik Mısır ya da kutsal kitaplar odaklı semavi dinlerde biat, kadercilik çerçevesi içinde ya ruhban sınıfa ya da dinsel bir öğretiye bağlanma lüzumu vardır
Antik Çağlardaki felsefi arayışların çıkış noktası ise Milet ’dir. Deniz ticaretinin merkezi konumundaki Milet, farklı coğrafyalardaki insanların, kültürlerin, deneyimlerin bir araya geldiği bir liman şehriydi. Ticaret yapan insanların farklılıklarını beraberlerinde getirmemeleri olası değildir. İşte insanların farklıyı görme ile başlayan öğrenme süreci doğal olarak etkilenme yi doğurdu ve insanlar doğa olaylarını, maneviyatlarını ve toplumsal statüyü her boyutu ile sorgulamaya başladılar. Bu gelinen nokta Antik Yunanın (İonya ’nın) doğu ve ortadoğu mistisizminden farklılık noktası, bir başka deyişle sekülerleşmesi olarak telakki edilebilir. Bu coğrafya ile ilgili olarak değinilmesi gereken diğer bir husus da Felsefe nin kitlelere yayılması ya da Felsefe nin demokratikleşmesi olgusudur. Bu konuyu biraz daha ayrıntılandırmakta yarar vardır. Antik Yunan uygarlığının en yaygın kurumsallaşmalardan birisi Amfitiyatro geleneğidir (Yunanca’da teori ve tiyatro aynı kökten neşet eder). Amfitiyatro performansları binlerce kişinin izlediği, katıldığı görkemli yapılarda gerçekleştirilmekteydi. Hemen her yerleşim bölgesinin vazgeçilmezi niteliğindeki Amfitiyatrolar çoğu zaman şehir nüfusunu aşan bir kapasiteye dahi ulaşabiliyorlardı. Komedi , trajedya , şiir ,anlatı , efsane ve tanrıların konu edildiği performanslar sadece aktörlerin (oyuncuların) diyalog ve repliklerinden oluşmuyor, bizzat izleyicilerin de performansa katılması (müdahale etmesi) biçiminde sürdürülüyordu. Yani izleyiciler performansı sadece dinlemekle kalmıyor, sahnelenene ilişkin olarak akıl yürütüyor, yorum getirebiliyor ve eleştirebiliyorlardı. İşte performans esnasında sahnede sergilenenlerin yorumlarının yapılması geleneği Felsefe nin kitleselleşmesi ya da demokratikleşmesi sürecinde bir milad niteliğinde görülmektedir.
İnsanın kişisel gelişimi (sorgulama-tartışma) sürecinde zenginleşen Felsefe yine insana geri dönmekte, insanı yenilemekte, değiştirmekte, kısacası insanın yaratıcılığının dinamosu olmaktadır. Zaten toplumların tarihsel süreç içindeki makro dinamizmlerinin bir ögesini de tek tek (münferit) kişilerin yaratıcı enerjisi oluşturmaktadır.

[K]Acaba gündelik hayatımızda limon nerede durmaktadır?
Öncelikle gündelik hayatımızda limon un kolay temin edilebilen bir gıda olduğunu belirtmek gerekir. Ancak, kolay temin edilebilmesi onun layıkıyla kullanıldığı ya da tüketildiği anlamına gelmemektedir. Sofralarımızda yer alan limon ları tümüyle kullanmayız. Örneğin, çay a, çorba ya ya da salata ya sıkılan limon son damlasına kadar sıkılmaz. Çoğu kez bir dilimi tam sıkılmayan limon un diğer dilimine el atılır. Yani belki bolluğundan (ya da ucuz olmasından) belki de nedeni belli olmayan bir alışkanlıkla limon en çok ziyan edilen gıda türlerinin başında gelir. limon un sofralarda yer almaması ise kimilerince anında yadırganır. limon un yokluğunu yadırgayanlar sofra sahibi ya da garsondan derhal limon talep ederler. Bu talebi tetikleyenin limon un iştah açıcı ya da nefsi kırbaçlayıcı özelliği olarak yorumlamak gerekir. Onlar için limon suz bir sofra eksiktir ve en azından limon un sofrada mevcut ya da emre amade olması gerekir. Hiç kuşkusuz kimileri için ise sofrada limon bulunmaması yadırganmaz, bir eksiklik olarak hissedilmez.
[K] Antik Yunan ’da Felsefe nin nasıl kitleselleştiğine yukarıda değinmiştik. Antik Roma sonrasında Felsefe Ortaçağ Hıristiyan Dünya’sında Hıristiyan metafiziği, İslam Dünya’sında ise İmam-ı Gazali ile naklî İslam anlayışı doğrultusunda başkalaşmıştır. 17.yüzyıl ın başlarında Descartes ile başladığı kabul edilen Aydınlanma Dönemi ’nden itibaren ise Antik Çağ’ın değerleri tekrar insanlığın gündemine sunulmuştur. Yani insanlık sorgulama, tartışma sürecine yeniden girmiştir. Bu süreç, günümüz itibariyle çağdaş Dünya’da insanlar için alışılagelmiş, hatta vazgeçilmez davranış biçimleri yaratmıştır. İşte bu davranış biçimlerinden biri de Felsefe ye gündelik yaşamda yaygın bir biçimde yer verilmesidir. Felsefe yapmak gündelik yaşamın bir parçası haline gelmekle birlikte, kolaycılığın, zamanı verimsiz harcamanın kimi zaman da popülizmin bir aracı olarak tezahür etmektedir. Yani bir anlamda Felsefe günümüzde bol bulamaç tüketilebilmekte ancak, böylesine tüketilmesinden dolayı ondan beklenen yararların sağlanıp sağlanamadığı konusunda ciddi tereddütler hasıl olabilmektedir.

. [L]Yine limon un gündelik hayatta birlikteliklerinin de olduğu görülür. En tipik ya da alışılmış birliktelikler zeytinyağı-< >limon ve nane-> limon birliktelikleridir. Bu birliktelikler zaman içinde oluşmuştur ve kimilerince birbirlerini tamamladıkları için bir bütün olarak telakki edilegelmişlerdir. Bunun nedenini kimileri için limon un ekşi (asidik) olması dolayısı ile tek başına tüketilmesinin zor olabilmesinde aramak yanlış olmayacaktır
[L] Tarihsel süreç içerisinde Felsefe her ne kadar değişik kaynaklardan beslenip şekillenmişse de çoğu zaman tarih-i Felsefe ve siyaset-iFelsefe bütünleşmeleri diğer şekillenmelere oranla daha ağır basmıştır.

. [M] Bu noktadan hareket ile limon un bir başka özelliğine de değinmek gerekmektedir. limon u bir mermerin ya da taşın üzerine sürekli olarak sıkarsanız bir süre sonra mermerin ya da taşın tahrip olduğunu kolayca görürsünüz. limon un bu tahrip gücü gündelik yaşamda konuşmalarımıza dahi yansımıştır. Örneğin; muhabbete >limon > sıkmak gibi.
[M] Felsefe kimi zaman her derde deva bir ilaç gibi telakki edilir. İnsanlar ya da toplumların yaşadıkları bazı kriz ve kritik konjonktürler felsefî çözümlerle aşılamaz ya da bu haller Felsefe ye duyarsızdırlar. Hatta, duyarsız olmakla kalmayıp tepki de verebilirler. Böylece bu dönemlerde, salt Felsefe ye yoğunlaşmak yarar yerine yıkımlara neden olabilir. Sözgelimi, tarih, düşman orduları şehirlerinin kapısındayken günler boyu meleklerin cinsiyetinin ne olduğunu tartışan hükümdarlara tanıklık etmiştir.

[N]Bunlara rağmen, limon un tek başına çözüm getirdiği haller de vardır. Sözgelimi, kapalı bir mekandaki ağır ya da kötü kokular limon (limon kabuğu) yakılması suretiyle giderilir. Yine kimi durumlarda biber gazına muhatap olan kişiler göz ve yüzlerine limon tatbik ederek gazın etkilerini bertaraf ederler. Burada önemli bir ayrıntıya da işaret etmek gerekir. O da, Limon Ağacı nın kökünün çok şiddetli bir zehir ihtiva ettiği gerçeğidir. Yani limon bir tür panzehir özelliğine de sahiptir. Fakir sofralarının olduğu kadar zengin sofralarının da bir vazgeçilmezi olan limon dönüştürülebilen ya da kendisinden yeni çıktı ve ürünler elde edilebilen nadir hikmetlerden biridir denilebilir. Sayısız içecek ve soslar, tatlı ve pastalar, esans ve parfümlerin özünün bildiğimiz ekşi limon olması bu gerçeği doğrulamaktadır.
[N]zbr>


Felsefe nin kaynakları olarak; müsbet bilimler , sosyal bilimler , tarih, mitoloji , metafizik , din ve mistisizm ile Felsefe nin tarihi işaret edilmişti. Felsefe nin yaratıcılığı için bu kaynakların birlikteliği gerekir. Bu birliktelikten yeni çözümler doğması beklenir, insanlığın vizyonu güncellenmeye çalışılır.

[O] Yukarıda sıralananlardan anlaşılan odur ki; limon her kesimin toplumsal yaşamına bir yerden tutunmuştur. Öylesine tutunmuştur ki; mevcut değilken bile limon dan söz etmek insanların kimyasını anında değiştirebilir. Örneğin; diş etleri kamaşır, ağız sulanır, yani hormonal bir değişim yaşanır. İşte tam bu noktada ilginç bir soru akla gelmektedir. Acaba limon la tanışmamış ya da hiç limon tatmamış bir insanda limon sözcüğü herhangi bir etki yaratır mı? Sorunun cevabı muhtemelen hayır olacaktır.
[O] Felsefe den, felsefî müzakerelerden beklenenleri sağlayabilmek için

FELSEFE İLE TANIŞIKLIK

şarttır. Tanışık olmayanlar için Felsefe anlamsız bir çabadan ibarettir.

[P]Yine bu sorudan hareket ile limon u bir başka platforma taşıyalım. Limon olmaksızın yaşam sürdürülebilir mi? Ya da limon insan için bir vazgeçilmez midir? Şurası muhakkak ki; limon olmaksızın da yaşam sürebilir. Bu anlamda limon bir vazgeçilmez değildir. Limon olmasaydı insan (yaşam) onu bir şekilde bir başka “şey” ile ikame edecekti. Haliyle insan metabolizması da ikame edilene göre adapte olacaktı. Ancak, acaba limon yerine ikame edilen (şey) limon kadar doğurgan/bereketli ve dayanıklı olabilecek miydi? Yani limon kadar faydalı ve de aynı zamanda tahripkar olabilecek miydi?













Yine başka bir deyişle limon kadar paradoksal unsurları içerebilip zıddına dönüşebilme (bu anlamda yenilenme ve gelişme sağlayabilme) yetisine sahip olabilecek miydi? İkame edilen (şey) limon kadar kolay elde edilebilip, limon kadar keyfe keder tüketilebilecek miydi?
[P] Felsefe M.Ö. 5.ve 6. yüzyıllarda beş büyük bilge böyle buyurdu diye tarih sahnesine çıkmamıştır. Tarihsel dinamizmin belli bir süreci Felsefe nin maddi alt yapısını oluşturduğu için ortaya çıkmıştır. Felsefe yine tarihsel süreç içinde evrilmiş ve bugünkü muhtevasına kavuşmuştur. Hiç kuşkusuz yine süreç içinde yenilenerek, biçim değiştirebilecektir. Limon olmaksızın yaşam sürdürülebilir mi? Ya da limon insan için bir vazgeçilmez midir?
Şurası muhakkak ki; limon olmaksızın da yaşam sürebilir. Bu anlamda limon bir vazgeçilmez değildir. limon olmasaydı insan (yaşam) onu bir şekilde bir başka şey ile ikame edecekti. Haliyle insan metabolizması da ikame edilene göre adapte olacaktı. Ancak, acaba limon yerine ikame edilen (şey) limon kadar doğurgan/bereketli ve dayanıklı olabilecek midir? Yani limon kadar faydalı ve de aynı zamanda tahripkar olabilecek midir? Yine başka bir deyişle limon kadar paradoksal unsurları içerebilip zıddına dönüşebilme (bu anlamda yenilenme ve gelişme sağlayabilme) yetisine sahip olabilecek midir? İkame edilen (şey) limon kadar kolay elde edilebilip, limon kadar keyfe keder tüketilebilecek midir? >Felsefe bugün itibariyle (evrildiği kadarıyla) zıtlıkları bünyesinde barındırabilmekte ve bu sayede doğurganlığını sürdürebilmektedir. Yani, Felsefe nin gücü aslen bünyesinde barındırdığı paradoksal unsurlardan kaynaklanmaktadır. Platon’la başlayan, Hegel ile zirve yapan idealizm aynı felsefi şemsiye (metodoloji) yani, diyalektik yöntemi muhafaza ederek Marks ile materyalizmi doğurabilmiştir. Kısacası Felsefe siz bir toplum (toplumsal süreç) belki kuramsal olarak savunulabilir ancak Felsefe nin yerine ikame edilecek olan (şey) muhtemelen Felsefe nin kötü bir kopyası olmak durumunda kalabilecektir.

[R]limon hakkında söylenebilecekler hiç kuşkusuz bunlarla sınırlı değildir. Bununla birlikte buraya kadar masaya yatırdıklarımızla söyleyebiliriz ki, limon insan yaşamı için gerekli özü içeren kendine özgü mevcudiyetlerden biridir. limon la tanışamayan ya da limon u tüketmeyen insanlar, kesimler ya da topluluklar da vardır, olmaya devam edeceklerdir de.
Ancak, limon la tanışamamış bu insanların yaşamdan tat almaları yani yaşam serüvenleri, hastalık ve zaafiyetlere karşı dirençleri yani çözümsüzlüklere karşı dayanıklılıkları limon la tanışan, limon u tüketen insanlardan farklı olmayacak mıdır?
[R] FELSEFE ] İLE TANIŞAMAYAN KİŞİ YA DA TOPLUMLAR SADECE STATİK BİR TOPLUMSAL DÜZENİN GAM VE KASAVETİNE KATLANMAK DURUMUNDA KALMAYACAKLAR, AYNI ZAMANDA EMSALLERİNE GÖRE TARİHSEL DİNAMİZMİ DE GERİDEN TAKİP ETMEYE MAHKUM OLACAKLARDIR.

FELESE’ce SORULAR ve SONUÇ

Bugün yaşadıklarımız ya da verili koşullar “felsefe”ce bir takım soruları gündeme getirmektedir:
  • Teknoloji nin kimi zaman yadırganacak boyutlara geldiğine kanaat getirdiğimiz şu günlerde felsefe nin bilim in yanında görece önemsizleştiği söylenebilir mi?
  • Şayet felsefe görece önemsizleştiyse, bilim etik kaygılar dan uzak ya da başı boş bir biçimde mi gelişmektedir?
  • Teknoloji ve bilim in gelişmesi felsefenin alanının metafizik ile sınırlanması sonucunu mu doğurmaktadır?
  • Teknoloji nin ve dolayısıyla bilim in baş döndürücü bir biçimde gelişmesi felsefe ye olan ihtiyacı daha fazla mı artırmaktadır?
  • Başka bir deyişle teknoloji ve bilim in gelişmesi felsefe ye yeni işlevler yüklemek suretiyle felsefe nin bilim in yanında daha fazla önem kazanması sonucunu mu yaratmaktadır?
    Bu sorulara birçok başka soru eklemek mümkündür. Bu ve benzeri soruları yanıtlamak kolay gözükmemekle birlikte keyiflidir. Felsefe nin hepimize en azından keyif vereceğini umarak son sözü erbabına bırakalım:
    Çağdaş tarihçi ve filozof Josef M. Bochenski diyor ki; “Felsefeyi anlamak için gerçek bir filozof ile haşır neşir olun. O zaman anlarsınız” …”
    Ne dersiniz?
  • YARARLANILAN KAYNAKLAR


  • Bochenski, Josef Maria; “Felsefece Düşünmenin Yolları”Bilim ve Sanat Yay. Ankara – 1996
  • Gilson, Etienne; “Ortaçağ’da Felsefe”Kabalcı Yay. İstanbul-2007
  • Gökberk, Macit; “Felsefenin Evrimi”M.E.B. Yay. İstanbul – 1979 İnam, Ahmet; “Gönülden Bilime
  • Cumhuriyet Bilim Teknik, 28.08/05.09/19.09/17.10/14.11/ 21.11/26.11/05.12/12.12/26.12-2008
  • Marks, Karl; “Felsefe Yazıları” Nil Yay. İstanbul - 2003
  • Politzer, Georges; “Felsefenin Temel İlkeleri”May Yay. İstanbul – 1975
  • Sarıca, Murat; “Siyasi Düşünce Tarihi” Gerçek Yay. İstanbul - 1996
  • Sorokin, Pıtırım A.; “Bir Bunalım Çağında Toplum Felsefeleri” Bilgi Yay. Ankara - 1972
  • Şenel, Alaeddin; “Eski Yunanda Siyasal Düşünüş”A.Ü. SBF Yay. Ankara - 1972
  • Tuncay, Mete; “Siyasal Düşünceler Tarihi”A.Ü. SBF Yay. Ankara - 1969
  • www.tobysonnemanhomestead
  • www.theworldwidegourmet
  • www.askabiologist.asu.edu